söylemek istediklerinin, onun duymak istediklerinin yanından geçmesidir, ayrılık.
özlem : aynı şeyi söyleyip ayrı şeyler hissettiğindir, belki de farklı şeyler söylerken aynı şeyi hissetmek olmalıydı. ayrı aynının yarısı gibi.
aşk; birisinin diğerinin sözüne devam ettiği olarak da gelir. konuşma ne zaman başlamıştır kimse bilmez.
konuşmak iki insanı sessiz kaldığı andan daha yabancı kılar.
Neresidir şehrin ortası, seninle onun arasında kalan yeri mi?
kitapların içine koyuyorum insanları, birisi dikkatimi mi çekiyor, tam o sırada, onu, da dahil ediyorum sayfalara, bir şehirde oluyor, bir evin içinde, bir ailesi, bir hüznü, bir sevinci, bazen bir deniz kıyısında, bazen de bir kadın ya da bir adam, bazen bir köpek, bazen bir kedi, onun peşinden gidiyorum sayfalar boyunca, izliyorum usulca satırlarla, öyle seviyorum onu, kitabın içinden, kitaba doğru, yarın demenin sayfayı çevirmek olduğunu bile bile, her şeyin bir başlangıcı, her başlangıcın bir sonu olduğunu, merak ediyorum sayfalarca seni, gülümsüyorum, üzülüyor, bazen altını çizip gölgeler yapıyorum, bir ışıkla güneşi var etmenin ne demek olduğunu, sayfayı kapattığım zaman gecenin olduğunu, işte ben böyle hatırlıyorum seni.
Ne zamandır kitapları çizdiğimi düşündüm uzun uzun, ilk hangi satırdı, neden dikkatimi çekmişti o satır, hangi renk kalemle çizmiştim, tam olarak neredeydim o an, hangi kadını seviyordum, kime kızgındım, aç mıydım, tok mu, nasıl gözüküyordum aynada, kim yazmıştı o kitabı, ben neden okumuştum , asla hatırlanamayacak bir bilme isteğine ne zaman düşmüştüm ben,şimdi Hesse okurken dikkatimi çekti, bir yeri çizmişim uzun zaman önce, okurken daha bir dikkat ettim, yeniden elime alıp okumaya başladığımda, bildiğim, orası çizilmemiş olsa yine çizerdim o satırı, öyle güzel anlatmış ki, ben yazsam diyeceğim bir kıskançlık duymadım hiç, sanki o hep oradaydı, sanki hep yazılı, hep okunan, herkesin önünden geçtiği, orada olduğunu bildiği, alıştığı, sanırım bugün en çok istediğim şey bu satırı sana okuma isteğim, sana yazmak sana okumanın hep biraz eksiği…
“Ama istedin bak Kamala.Diyelim suya bir taş attın, en kısa yoldan suyun dibine iner. Kendine bir hedef belirledi, kafasına bir şey koydu mu, Sidhartha’da da değişik değildir durum. Sidhartha hiçbir şey yapmaz, bekler düşünür, oruç tutar, ama taş nasıl suyun içinde yol alıyorsa, o da dünyadaki nesmeler içinden yol alıp gider, bir şey yapmaksızın, kılını kıpırdatmaksızın; bir şey çekip götürür onu; düşecek oldu mu koyverir kendini. Belirlediği hedef kendine çeker onu, çünkü hedefinden onu alıkoyacak hiçbir şeyin ruhundan içeri sızmasına izin vermez.
Şimdilik ne kadar eksik kalsa da, işte ben de o taş gibi düşüyorum suya.